Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi

Ali Işıngör’ün politika, açık yazılım, çizgi roman, tarih ve popüler kültür üzerine gündüz sayıklamaları…
  • rss
  • Anasayfa
  • Diğer maceralar
  • İletişim

Nelerle karşılaşıyorsunuz?

31 Mayıs 2005
focus, linux


Focus dergisinde bir süredir bir açık yazılım sayfası açmış durumdayız, dergi içindeki 5-6 sayfalık dosyalar içinde inceleyemediğimiz çeşitli konuları burada ağırlıyoruz. Bu tür bir sayfanın varlığı, bir tavır olarak da bize anlamlı geliyor…

Her neyse, Görkem Çetin Focus’un bu sayfalarının arkasındaki beyindir. Bize o konuyu yazmayacak bile olsa bizi kışkırtır; onunla telefonda yaptığımız 10-15 dakikalık bir sohbetten o ayki yazılım sayfaları çıkar. Örneğin bu ayki “açık yazılım” sayfasında çıkan “Creative Commons” lisans modeli yazısı, böyle bir telefon konuşması sonrasında çıktı…

Sadece kışkırtmakla kalmaz, kendi içine düştüğü bataklığa beni de çekmeye çalışır: “Ya Ali boşver Focus’u… Nasıl olsa Özlem ofisini açtı, eve çorba parasını da getiriyor… Creative Commons’u Türkiye’ye getirsene! Tamam, para falan kazanamazsın ama acayip keyifli bir iş yaaa…”

Böyle de adinin bayağısıdır Görkem… Şaka bir yana, bugünkü telefon konuşmamızın bir yerinde, konu Linux’a dair bilinen yaygın yanlışlara yani “galat-ı meşhur”lara geldi konu…


Ali: Abi ya bana bugün xxx’in bilgi işlem departmanından şunu dediler: “Linux üzerine işlerimizi taşımıyoruz çünkü burada yapacağımız her şeyi bütün dünya ile paylaşmak zorundayız.” Adamlara açık yazılımın “saçık yazılım” olmadığını ve Linux üzerinde ayrıca kapalı yazılımlar da geliştirilebileceğini anlatıncaya kadar anam ağladı…

Görkem: Evet, bu konu her iki sempozyumda bir benim de önüme geliyor. Bir de bak şeyi soruyorlar: “Neden bu kadar az açık yazılım var?” Dünyadaki yazılımların yüzde 85′i açık kaynak kodlu halbuki!

Ali: En komiği şu, “300 kadar Linux var ve herbirinin dosya tipi farklı olduğu için birbirleriyle konuşamıyorlar!”

Sohbet bu minvalde ilerlerken, Linux hakkındaki en komik “galat-ı meşhur”ların bir listesini çıkarmaya karar verdik. Yetiştirebilirsek, eğlenceli bir liste halinde Focus üzerinden yayınlayacağız… Hakkaten, sizin başınıza neler geldi?

Desteklerinizi bekliyoruz…

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

“İçkiler deniz olsun, aşkımız yelken” *

30 Mayıs 2005
spor, teknoloji, yelken, solaris


Yanılmıyorsam Bob Geldof’un şarkısıydı “I don’t like Mondays”… 70′lerde elindeki makineli tüfeğiyle sınıfa girdikten sonra önüne geleni tarayan bir çocuktan mülhem bir şarkı… Henüz 17 yaşındaki bu çocuk yakalandığında, polise verdiği ilk ifadesinde “I don’t like mondays” yani “Pazartesileri hiç sevmem” demiş… Hemen arkasından anarşizm dozu yüksek bir kampanya başlatılmıştı: “Pazartesileri yasaklayalım!”

Bence de pazartesiler yasaklanmalı… İngilizlerin “mavi pazartesi” dedikleri sendromu bugün fazlasıyla yaşayan bendeniz, yazı yazmak falan istemiyorum… Ama bugün yazmam ve yarın teslim etmem gereken bir yazı var, Volvo Ocean Race adlı, dünyanın en uzun ve zor spor organizasyonunda yarışacak olan teknelerin teknolojisi…

Volvo Ocean Race, her dört yılda bir, İspanya’daki Vigo kentinden başlayan ve dünyanın etrafında tam bir tur atarak Göteborg’da bitecek olan yelken yarışının adı. Sadece dokuz etaptan oluşan ve yaklaşık sekiz ay süren bu yarış, şüphesiz dünyanın en zorlu, en uzun ve en pahalı spor organizasyonu. En yeni teknolojilerin, en yeni kompozit malzemelerin, en gelişkin süper bilgisayarların kullanıldığı bir “er meydanı”dır Volvo Ocean Race. Örneğin Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS), karbonfiber ve fiberçelik gibi çok sayıda malzeme ve teknoloji, uzay mekiklerinde ve günlük yaşamda kullanılmalarından çok daha önce bu okyanus yarışında denendiler. Giderek sıkılaşan güvenlik standartlarından ötürü “en az” 4.400 kilo ağırlıkta olmalarına izin verilen 70 feetlik (yaklaşık 23 metre) tekneler, hem okyanus fırtınalarına dayanıklı olmak hem de çok hızlı olmak gibi birbirine zıt iki temele prensibi bir araya getirmek zorundadır.

Bu yılki yarış, öncekilerden çok daha ilgi çekici olacak. Çünkü güvenlik kısıtlamalarının kaldırıldığı, sadece etap start noktalarında yarışmalarına izin verilen yeni bir sınıf geliyor çünkü: “Volvoextreme 40″. Bir katamaran (çift gövdeli) olan Volvoextreme 40 sınıfının sadece 1.200 kilo ağırlığında olduğunu söyleyeyim. Yani bir Formula 1 arabasının iki katı ağırlığında ama hacimsel olarak F1 aracının 1.200 katı falan olan araçlar bunlar!

Yukardaki resimde, bu yılki yarışın en iddialı ekiplerinden biri olan Sonyericsson Team’in teknesini görüyorsunuz. Hidrodinamik, rüzgâr tüneli ve yelken performansı modellemeleri için 768 işlemcili, Solaris işletim sistemli bir ortam kullanılmış.

Güzel bir yazı olacak galiba…

(*) Not: Muazzez Ersoy’un bir şarkısından.

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Kültür
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Hanım koş, Microsoftçulara bi haller olmuş!

mozilla, internet explorer

Ben bu siteyi bir yerden hatırlayacağım ama…

Yeniden Düzenleme (31 Mayıs): RSS’in bir ilginçliği. Ekran görüntüsünü değiştirince haber Gezegen Linux’taki sırasını da şaşırdı. Kusura bakmayın, bir daha olmaz…

Yeniden Düzenleme (14 Haziran): Blogger iyice boklamaya başladı. Geçen hafta bir anda sunucuları RSS 2.0′dan 0.91 sürümüne düştü. Sonra düzeldi. Sanırım blogger 2.0 beta’nın testlerinden kaynaklanıyor bu durum. Şimdi de bir yazıyı siteden çıkarınca (nedenini sonra açıklayacağım) bir ay önceki bu yazıyı, Gezegen Linux‘ta yukarı çekti. Bu ikinci kez oluyor, sitede düzgün dururken, Gezegen’in içine ediyoruz. Üç vakte kadar oradan beni şutlayacaklar gibi bi his var içimde ama neyse :)… Şimdi o yazıyı çarnaçar yeniden siteye soktum. Bakalım bir sonraki update ‘de (15:31) durum düzelecek mi?

Yeniden düzenleme (14 Haziran): Saat 15:37 itibariyle durum düzeldi.

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Gökten bir uçak düştü…

28 Mayıs 2005
focus, teknoloji, türkler


Geçtiğimiz çarşamba günü İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nin davetlisi olarak “Teknoloji geliştirme yöntemleri ve bilim dergiciliği” konulu bir panele konuşmacı olarak gittik… Aslında davetli olmamızın en önemli sebebi, Cevat Sunol’un birkaç ay önce dergide yayınlanan “Garajınızdaki uçak sanayii” başlıklı yazısıydı. Focus’un artık demirbaşlarından olan Cevat, Türkiye’de kompozit malzemeden uçak üreten ilk ve -eğer yanılmıyorsam- tek uçak mühendisi… Onun Kayseri’de yaptığı ve tüm “tip belgeleri” (uluslararası havacılık otoritesi tarafından verilen yeterlilik belgesi) tamamlanmış halde bugün göklerde süzülmekte olan uçağının hikayesi, tam “Aziz Nesin”lik bir öyküdür…

Cevat, mühendislik fakültesindeki çocuklara mühendis olmanın ne demek olduğunu, Osmanlıca’da mühendis anlamına gelen “hiyelkâr” kelimesi ile aynı kökten gelen “hayalkâr”dan bahsederek anlatmaya başladı: “Mühendis sadece soru çözen adam değildir, yeni sorular sormayı hayal edecek kadar da deli olmalıdır.”

Cevat tam bir delidir. Üniversitede okurken, yapmayı kafasına koyduğu bir kit uçak fikrini hocalarına açtığında aldığı cevap, “Uçmayın çocuklar!” olmuş! O günden itibaren de aklı fikri “uçmak” olan bu uçak mühendisi arkadaşımızın önüne çıkarılmadık engel, başına gelmedik olay kalmamış… Cevat, Türkiye’de uçak ürettiklerini söyleyen “montaj atölyelerini”, bize hep Sovyetler döneminden şu fıkra ile anlatır:

Turistin biri Moskova’da büyük bir mağazaya girer. Girişte karşısına üzerlerinde iskarpinler, botlar, çizmeler vs. yazan kapılarla karşılaşır. Botlar kapısından girer; bu kez deriler süetler vs. yazan kapılarla karşılaşır. Bunları konçlular, konçsuzlar kapıları izler. Böyle bir dizi kapıdan geçtikten sonra kendisini bir anda sokakta bulur. Hışımla geri dönüp yetkiliye çıkışır:
- “Kardeşim burada ayakkabı filan yok ki!” Görevli sükûnet içinde cevap verir:
- “Tamam ayakkabı yok, ama sistem nasıl?”

Cevat, o görkemli, koca koca tesislere büyük umutlarla yaptığı tüm gezilerden sonra kafasından hep şu cümle geçmiş: “İyi de burada tasarım masarım yok ki!”

Tasarım yoktur ama tesisler gerçekten güzeldir… Onun sorduğu sorulara verilen cevaplar, özetle; mühendislik yatırımlarında maliyetlerin yüksekliği, geri dönüşlerin yavaşlığı, önce yabancı ortaklarla girişilecek işbirliğiyle imalat ve montajla işe başlamanın doğruluğu, tasarım ve Ar-Ge çalışmalarına bundan sonra geçilmesinin daha doğru olacağı yönündedir…

Her neyse, kısacası İ.Ü. Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği bölümünde bizim açımızdan çok eğlenceli bir gün geçirdik. Günün sonunda yukardaki fotoğraf çekildi öğrencilerle. Biz ikinci sıradayız. Ak sakallı abimiz Feyzi Öktem’den itibaren sola doğru gitmek gerekirse, ben, Cevat Sunol ve bu güzel organizasyonun gerçekleşmesini sağlayan Şule Kapkın Hoca…

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Türkiye
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

İstanbul Efsaneleri

27 Mayıs 2005
focus, istanbul, efsaneler, tarih

Bugün Umida ile sabah erkenden buluşup, Çelik Gülersoy’un İstanbul üzerine yazılmış 20.000 kadar kitabı dünyanın dört bir yanından toparladığı “İstanbul Kütüphanesi”ne gittik. Bir gün üzerinde çalışmanın hayalini kurduğum “İstanbul Efsaneleri” konusu üzerine bir süredir nasıl kafa patlattığımı, iki ay önce yine bu blogda anlatmıştım… Konuyu Özgür’e bir kişisel sohbet sırasında açmamla (-ki kendisi Allahtan ne blogumu okur, ne de internetten anlar:) bu düşüncenin üzerine atlaması bir oldu! Eh, genel yayın yönetmenin kılıcı karşısında boynumuz kıldan ince olunca, bu güzel düşüncenin bir de tarihi belirlendi: “İstanbul Efsaneleri eki, Temmuz 2005 sayısına yetişecek!”

Konuyu tek başıma “hakkıyla” yapamayacağımı anlayınca, hemen derginin yazıişleri ekibi içinde bir “kumpas çevrildi”… Bu arada söylemek lazım, “yazı işleri”nin omurgası, daha önce bir arada çalışmış ve iyi anlaşan bir ekibin etrafında kurgulandığı için (Ben, Umida Salih ve Feyzi Öktem), ışık hızıyla kumpaslar çevrilmeye, hemen kulisler işlemeye, üçkağıtlar açılmaya başlanır :)))….

Her neyse, sözde ben yazı işleri toplantısında Özgür’e üzerine atlayacağı bir konuyu önererek bu ay üzerime bir konu alacak, böylelikle de “İstanbul Efsaneleri” ekini çok heveslisi olan Umida’ya ötelerken, ben de arta kalan bol vakitte bu eke destekte bulunacaktım… Yazı işleri toplantısından kucağımda bir değil “iki çocuk” ile çıkınca, tüm bu yapılan hesaplar bir yerimize kaçtı… Özgür bilmiyor ama bu ay üç konu ile uğraşıyorum :)))

Neyse ki, Umida hafta içinde İstanbul sahhaflarını dolaşıp inanılmayacak eski kitaplar bulmuş. İçlerinde “İstanbul işi büyü”lerden, Evliya Çelebi’nin dudak uçuklatan abartmalarına bile rahmet okutacak güzellikte öykülere dek o kadar çok şey varki! Bu arada İstanbul Kütüphanesi’nin kütüphanecileri sağolsunlar, Bizans efsanelerine erişmemizi sağladılar!

Dünyanın en huzurlu ortamında, yer yer bizi yerimizden zıplatan eski bir sürü kitabın arasında çok güzel bir gün geçirdik. Asıl sürprizi, eve geldiğimde yaşadım. Venedik kentinde yaşayan ve ömrünü Uluç Ali, Turgut Reis gibi Türk korsanlarının İtalya ve İspanya sahillerindeki maceralarını bulmaya harcamış bir İtalyan tarihçi ile tanışmış, geçen hafta telefonda uzun uzun sohbet etmiştik… Tarihi Ceneviz ve Venedik kayıtlarına erişim hakkı olan bu arkadaş, bana geçen hafta ona danıştığım konuyla (ki bunu da bir ara anlatacağım) ilgili bir harita göndermiş. Bir Katalan portalanı! Yani Bizans imparatorlarının emrinde çalışan Katalan denizcilerin çizdiği bir İstanbul haritası! Benden mahalle adlarını çözmemi istiyor! 15. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve okunması imkansız bir gotik harf sistemi ile yazılan bu haritada, çözmeyi başarabildiğim ilk metin, “tatlı su kuyuları” oldu… Yukardaki 1580′lere tarihlenen Hogenberg haritasında da aynı yerde -en altta sağ köşede- “tatlı su kuyuları” lafı geçiyor.

Yani bu ne demekmiş efendim? Demek ki, şimdi San Benoit Lisesi’nin olduğu yerde bir zamanlar üzüm bağları varmış ve Galata’nın su ihtiyacı buradaki kuyulardan sağlanıyormuş! Şimdi Beşiktaş meydanının olduğu yerde ise sadece tek bir sütun resmi var. Bu ise, bu alanda kurulduğu bilinen eski bir Apollon tapınağının kalıntısı…

Not: Şimdi aklıma geldi. Biz bunları yazıyoruz ama dün de Gezegen Linux‘a üye olduk… “Ya biz bi hata yapmışız” deyip afaroz ederler mi acaba?

Yorumlar
1 yorum var
Kategori
Coğrafya, Tarih
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

GPL lisanslı, üç boyutlu dünya haritası

26 Mayıs 2005
nasa, world wind, gpl


Ekranımda dünyanın üç boyutlu bir görüntüsü var… Dünyayı bir top misali döndürüyorum ekranda. Amerika, Afrika, Hindistan, Japonya derken yeniden Amerika… 13.000 kilometre uzaktan “Dünya”, demek böyle görünüyormuş.

Türkiye’nin üzerine geliyorum. Yüksekliği önce 1 kilometreye ardından da birkaç yüz kilometreye kadar düşürüyorum. Marmara bölgesi gözümün önünde yavaş yavaş büyümeye, yüzey şekilleri giderek netleşmeye başlıyor. Programın sağ alt köşesindeki küçük NASA sembolünün altındaki kırmızı çubuk, NASA’nın Landsat kütüphanesinden veri paketlerinin hızla makineme indiğini gösteriyor.

Yukarda, Ağrı Dağı’nın Erivan üzerinden görünen manzarası, gerçek renk modunda çekilmiş ve yaklaşık 15 dakika süren bir dosya indirme/rendering sürecinin ardından elde edildi. Yeryüzü şekillerinin daha belirgin gözükmesi için x düzleminin (yükseltilerin) 3x büyütüldüğü bu resimde, Ağrı Dağı’nın üzerindeki yollar, çok rahatlıkla gözlemlenebiliyor.

1990’larda bu tür bir bilgiye sahip olmak için devletler, birkaç milyon doları hiç düşünmeden gözden çıkarabiliyordu. Bugün içinse uydulardan çekilen milyonlarca yeryüzü fotoğrafı, NASA gibi kurumların internet üzerinden kamuya açtığı kütüphaneler aracılığıyla incelenmeyi bekliyor!

Binlerce terabyte büyüklüğündeki bu kütüphanelerin sadece küçük bir kısmına el atan World Wind, Landsat uydularının dışında; Terra, Aqua gibi orta seviye spektometre uydularından gelen verileri kullanıyor. Bu uydulardan gelen fotoğrafları dünyanın tüm topografik bilgilerinin kayıtlı olduğu SRTM (Shuttle Radar Topography Mission) birleştiren yazılım, size dünyanın istediğiniz bölgesinin üç boyutlu görüntüsünü izlemenizi sağlıyor.

Yazılımın en ilginç yanıysa bu değil… Worldwind’in içindeki NASA SVS (Scientific Visual Studio) aracı ile dünyanın dört bir yanında gerçekleşen doğa olaylarının (kum fırtınası, volkan patlaması, kasırgalar vs.) uzaydan çekilmiş videolarını izleyebiliyorsunuz…

Yeniden düzenleme (28 Mayıs): NASA Ames Research Center tarafından geliştirilen ve GPL lisansı ile dağıtılan bu yazılımı, Worldwind sitesinden indirebilirsiniz. Bir süredir sunucu değişikliğinden ötürü NLT Landsat uydu verilerinde yaşanan sorunlar, 1.3.1.1 sürümü ile giderildi…

Yorumlar
2 yorum var
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Ailenizin kedisi “Pardus”

25 Mayıs 2005
linux, pardus

Pardus, Türkiye’nin kritik noktalarda uzun bir süredir eksikliğini duyduğu yazılım platformunu oluşturmak için geliştirilen bir “Ulusal İşletim Sistemi”… Bu düşündüğünüzden çok daha hayati bir konu, çünkü işin ucu, bilgi güvenliğinden savaş sistemlerinizin atış kontrol sistemlerine kadar uzanıyor… Focus’a gelmeden önce, bir strateji dergisi olan M5 Haber’in genel yayın yönetmenliğini yaptığım dönemde “üst düzey” askeri yetkililerle yaptığımız bir görüşmede, “off the record” olarak anlatılan iki olay (-ki yazarsam herhalde bu okuyacağınız son blogum olur:) tüyleri diken diken edecek ciddiyetteydi…

İki-üç ay kadar önce bir “Çalışan CD”yi, ardından da bazı hataların düzeltildiği 1.1 sürümünü çıkartan Pardus’un sabit diske kurulabilecek son halini eylül ayı gibi göreceğiz. Tabii bu eylül ayının -benim tahminlerime göre- bir iki ay daha ötelenmesi de mümkün. Sonuçta, Pardus ekibi için de son derece sancılı geçeceğini düşündüğüm bu süreci “kazasız belasız” atlatırsak, birkaç ay sonra karşımıza “çiçek gibi” bir işletim sistemi çıkacak. Bu yüzden Focus okurlarına Pardus’u yakından izlemelerini öneririm…

Pardus’un sadece bir işletim sistemi değil, memleketimizin giderek sayıları azalan “güzide fight club”larından biri de olduğunu söyleyerek konuyu kapatıyorum. Bu son söylediğimi herkes farklı bir anlamda anlayabilir, alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayın…

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Özgür yazılım
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

Focus dergisi Haziran 2005 kapağı…

20 Mayıs 2005
focus, star wars

Haziran sayımızı bu akşam saat sekiz gibi bağlayacağız. Kapak konumuz, yanda gördüğünüz üzere “Star Wars Efsanesi”…

Peki, ama neden Star Wars? Herkesin Star Wars filminin bir ucundan tuttuğu bugünlerde, Focus neden kapağına Star Wars’u çekti? Aslında bu sorunun cevabı çok basit: “Çünkü kendi Star Wars’umuzu anlatmak istedik…”

Bizim için Star Wars bir bilimkurgu filminden “çok daha fazlası” çünkü… Kimisi için milyonlarca dolarlık bir ses ve ışık gösterisi, kimisi için bir felsefi bakış, kimisi içinse sadece sinemaları dolduracak olan gençlerin ceplerini boşaltmanın “bir yolu” Star Wars… Haftalık ve Aktüel gibi magazin dergileri içinse “Gizli ayinler düzenleyen Jedi tarikatı” türünden sansasyonel haber kaynağıydı Star Wars…

Bizim için Star Wars, dünya sinemasında bir dönemi bitiren, bir yenisini başlatan film. Hatta biraz daha da fazlası… Focus’un son beş yılda sayfalarında duyurduğu sayısız yeni teknoloji ve ürünün “esin kaynağı”nı yaratmayı başarmış, bir “kollektif beyin jimnastiği”… Mikrodalga fırınlardan kablosuz erişim noktalarına, lazerli ameliyatlardan süper bilgisayarlara pek çok ilerlemeyi kazıdığınızda, altından Star Wars çıkıyor.

Ama hepsinden önemlisi, çok önemli bir “alt kültür”… Filmler arasında geçen olayların anlatıldığı “Genişletilmiş Evren”i, paftalar dolusu uzay gemisi planları ve tüm bu dünyayı çevreleyen oyunları, çizgi romanları ve hayran kulüpleri ile muazzam bir “kültürel altyapı” Star Wars”…

Tıp, biyoteknoloji, kuantum fiziği gibi zorlu kapak dosyalarının altından kalkan Focus ekibi için, tek başına yapamayacağımız kadar da “ağır bir konu” Star Wars… Bu yüzden bu dosyanın hazırlanması sırasında bizden yardımlarını esirgemeyen www.starwars.gen.tr camiasına, Türkiye’nin tartışmasız en iyi çizgi roman yayımcısı olan Arkabahçe Yayıncılık‘a ve bir diğer hayran kulübü olan www.yildizsavaslari.com sitesine teşekkürü bir borç biliriz…

Güç sizinle olsun.

Ali Işıngör
Focus Dergisi Yazı İşleri Müdürü

Yorumlar
Henüz yorum yok
Kategori
Hayat
RSS Yorumlar RSS Yorumlar
Trackback Trackback

« Previous Entries

Tersine Dünya


"Tersine dünya okulu eğitim kurumlarının en demokratiğidir. Giriş sınavı gerektirmez, kayıt parası almaz, derslerini bedavaya verir, herkese ve her yerde; yerde ve gökte... Tersine dünya okulunda, kurşun su üstünde kalmayı öğrenir, mantar suya batmayı. Yılanlar uçmayı ve bulutlar yollarda sürünmeyi..."
Eduardo Galeano-Tepetaklak

Yazı takvimi

Mayıs 2005
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis   Haz »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Biliyor Musunuz?

Son Yorumlar

  • Bir uçak mı, hayır kuş! yazısı için kubilay kocabalkan tarafından yapılan yorum
  • Bir uçak mı, hayır kuş! yazısı için Arda tarafından yapılan yorum
  • Bir uçak mı, hayır kuş! yazısı için Tayfur Taybuğa tarafından yapılan yorum
  • Bir uçak mı, hayır kuş! yazısı için Alper Somuncu tarafından yapılan yorum
  • Bir uçak mı, hayır kuş! yazısı için Huseyin Berberoglu tarafından yapılan yorum

Yazı Kategorileri

  • Çizgi roman (12)
  • Özgür yazılım (93)
  • Blogger (31)
  • Coğrafya (20)
  • Edebiyat (32)
  • Fotoğraf (11)
  • Hayat (59)
  • Kültür (52)
  • Politika (26)
  • Sanat (9)
  • Tarih (22)
  • Türkiye (14)
  • Tekir (1)

Arşiv

  • Ocak 2009 (1)
  • Şubat 2008 (3)
  • Aralık 2007 (2)
  • Ağustos 2007 (1)
  • Temmuz 2007 (3)
  • Haziran 2007 (2)
  • Mayıs 2007 (5)
  • Nisan 2007 (2)
  • Mart 2007 (2)
  • Şubat 2007 (2)
  • Ocak 2007 (6)
  • Aralık 2006 (4)
  • Kasım 2006 (7)
  • Ekim 2006 (4)
  • Eylül 2006 (4)
  • Ağustos 2006 (2)
  • Temmuz 2006 (8)
  • Haziran 2006 (4)
  • Mayıs 2006 (3)
  • Nisan 2006 (5)
  • Mart 2006 (5)
  • Şubat 2006 (12)
  • Ocak 2006 (7)
  • Aralık 2005 (12)
  • Kasım 2005 (12)
  • Ekim 2005 (20)
  • Eylül 2005 (16)
  • Ağustos 2005 (19)
  • Temmuz 2005 (24)
  • Haziran 2005 (15)
  • Mayıs 2005 (14)
  • Nisan 2005 (8)

Son Yazılar

  • Bir uçak mı, hayır kuş!
  • ECMA’dan Dersler: Bas bas paraları Leyla’ya-4
  • ECMA’dan Dersler: Tüh, sandalyemiz kalmadı!-3
  • Zeugma ya da Hasankeyf’i görmeyen gözler, İstanbul’u görür mü? (2)
  • Linux, Tekir ve kırmızı paraşütlü kedi…
  • Danilo Türk’tür Türk kalacak!
  • Özgürlükİçin tasarımcı arıyor!
  • “Enternasyonal Şalala”
  • Şark Tuhafiyesi
  • Milano, tasarım ve birkaç düşünce…

Moleschino Tayfası

  • - Moleschino -
  • A. Murat Eren
  • Ahmet Aygün
  • Arda Uysal
  • Atilla Aktuna
  • Özlem Pak Işıngör
  • Barış Metin
  • Duygu Özpolat
  • Erkan Tekman
  • Hakan Uygun
  • Selma Şevkli
  • Zafer Karkaç

Hastasıyız

Özgürlük için Pardus...

Tagboard

Creative Commons License

Bu site Creative Commons Lisansı ile korunmaktadır.
rss RSS Yorumlar valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox